Your address will show here +12 34 56 78
Uncategorized
Rh Kan Uyuşmazlığı Nedir?

Rh faktörü, kırmızı kan hücrelerinin yüzeyinde bulunan bir antijendir. Rh hastalığı olarak da bilinen Rh kan uyuşmazlığı, Rh (-) kana sahip olan annenin; Rh (+) kana sahip olan bebeğinden, kendi kanına geçen antijenlere karşı savunma sisteminin harekete geçmesi olarak tanımlanabilir.

Rh Kan Uyuşmazlığı Durumunda Ne Olabilir?

Rh uyuşmazlığının olması durumunda mutlaka bebekte bir sorun olacağı anlamına gelmez. Hatta çoğunlukla ilk bebekte bu durum farkedilmez. İlk bebekte anne kanına geçen Rh (+) kan, anne vücudunun tanımadığı hücreler olduğu için savunma sistemi bu hücreleri yok etmek adına antikor üretimi yapar ve bunu vücutta depolar. İkinci gebelite aynı durum oluşmas durumunda mevcut antikorlar hızle ve yoğun bir biçimde bebek kanına geçerek bebeğin kan hücrelerini parçalamaya başlar. Bu durum, bebeğin kaybından çeşitli organ hasarlarına kadar geniş bir yelpazede olumsuz etkiler yapar.

Kan Uyuşmazlığı Tedavisi

Annenin Rh (-) babanın Rh (+) kana sahip olduğu durumlarda gebelik esnasında tanıya yönelik testler yapılabilir. Rh uyuşmazlığının tespit edilmesi durumunda ikinci gebelik esnasında gebeliğin 28. haftasında ve doğuma müteakip 72 saat içerisinde anti_D iğnesi yapılmaktadır. Bu iğne dış gebelik, kürtaj, düşük, amniyosentez ve kordosentez gibi işlemlerden sonra da yapılabilmektedir.

Test:

  • Gebeliğin 10. haftasından itibaren uygulanabilir.
  • Çoğul gebeliklerde uygulanamamaktadır.
  • Sonuçlar 1 hafta içerisinde teslim edilir.
  • Yeterli fetal DNA elde edilememesi durumunda tekrar kan verilmesi istenebilir.
Ayrıntılı bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
0

Uncategorized

Hamilelikte Korkular

Stres Faktörleri

Hamilelikte her döneme ait olan stres faktörleri vardır. İlk 3 aylık dönemde korku ve kaygı hakimdir. Neden ise, yüzde 20 civarında bebeği kaybetme ihtimalidir.

Düşük olma ihtimaline yönelik takıntıların ve takıntıları gidermek adına yapılan ritüellerin sıklıkla ortaya, çıktığı bir dönemdir. Doktor ziyaretleri, tuvalet kontrolleri sıklaşabilir ve en önemlisi bebeğe zarar gelebileceği varsayılan hareketlere sınırlandırma getirilir.

İkinci 3 aylık dönemde, ilk aylara ait olan kaybetme korkusu ve kaygısı, yerini özgüven, beğenilme ve destek görme endişesine bırakabilir. Özellikle cinsel farkındalığın arttığı bu dönemde, eşten beklenen ilgi ve desteğe daha fazla ihtiyaç duyulur.

Hamilelik ilerledikçe alman kilolar, anne adayının, eşi tarafından arzu edilmeme ihtimaline yönelik endişe duymasına neden olabilir. Özellikle güzelliğe, çekiciliğe önem veren çevrelerde anne adayı, eşinin kendisini terk etmesinden endişe edebilir. Yapılan çalışmalar, bu dönemde alman kiloların, anne adayının özgüvenine olumsuz etki ettiğine dair sonuçlar gösterir.

Son 3 aylık dönemde, hamileliğin nasıl geçeceğine dair kaygı ve endişe içeren düşünceler azalır ve anne-baba adayı daha gerçekçi ve somut olgularla ilgilenmeye başlar. Bebeğin doğumuna yaklaşmakta olan anne adayı, özellikle de ilk defa tecrübe edecek olanlar, doğuma odaklanır, ortaya çıkabilecek olumsuz ihtimaller üzerine kafa yormaya başlar. Anne-baba adayı, çocuğun ihtiyaçlarını nasıl karşılamaları gerektikleri, ne tür ebeveynlik tutumları benimseyecekleri, çocuğa hangi adı vermeleriyle ilgilenmeye ve plan yapmaya başlarlar.

Hamilelik sırasında yaptırabileceğiniz en güvenilir testlerden birisi NIFTY testtir. Tüm dünyada şuan 800,000’den fazla test sayısına ulaşan NIFTY; Trizomi 9, Trizomi 13, Trizomi 16, Trizomi 18, Trizomi 21, Trizomi 22’nin yanısıra, gonozomal anomaliler ve delesyon sendromlarına da ekstra ücret talep edilmeksizin bakabilmektedir. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayınız.

0

Uncategorized

Bebeklerde Genetik Bozukluk Taşıyıcılığı

İnsanlar bazen genetik bir hastalık taşıdıkları konusunda endişe duymaktadırlar. Dünya üzerindeki her kişi genellikle herhangi bir belirti veya belirtiler olmadan birkaç genetik koşullar (mutasyonlar) taşır. iki kişi aynı genetik hastalık için taşıyıcı olmaları ve birlikte çocuk sahibi olmaları halinde, çocuklarına iki mutasyon miras bırakırlar ve hastalığa çocuklarına geçer.

Dünya üzerindeki her kişi genellikle herhangi bir belirti göstermeksizin mutasyonlara neden olabilecek geni ya da genleri taşıyor olabilir. Aynı genetik hastalık için taşıyıcı olan iki kişinin, birlikte çocuk sahibi olmaları halinde bu kişilerin çocukları genetik hastalık taşıyıcısı ya da genetik hastalık sahibi olabilir.

Çocuk sahibi olmadan önce eşinizin aynı koşulları taşıyıp taşımadığını öğrenmek önemlidir. Taşıyıcı ve bir genetik hastalığı olan bir çocuğa sahip olma riski, kendinizi keşfetmekten geçmektedir.

Peki bunun için seçenekler nelerdir? Birincisi, çiftler aynı durumu taşırken, aynı koşullarda doğacak ve bundan etkilenen bir çocuğa sahip olma olasılığı her gebelikte % 25’tir. Neyse ki, bu durumu yönetmek veya bir genetik hastalık ile etkilenen bir çocuğa sahip olma olasılığını azaltmak için, çiftlerin birçok seçeneği vardır.

IVF/ PGD

Tüp Bebek ve Preimplantasyon Genetik Tanı işlemi ile embriyonun rahime nakledilmeden önce bir genetik hastalığı olup olmadığı kontrol edilebilir. Kadının yumurtası eşinin spermi ile döllenir. Embriyo rahme transfer edilmeden mutasyonlar için test edilebilir.

Sperm / yumurta bağışı: Çiftler ayrıca aynı genetik hastalık taşıyıcısı olmayan bir yumurta ya da sperm donör kullanmayı tercih edebilir. Tabi bu yöntem Türkiye dahil bazı ülkelerde yasaklanmıştır.

Hamileliğin Tanı testleri: Bu testlerde koryon villus örneklemesi (CVS) ve amniosentez bulunmaktadır. Çiftler kendi bebeğinizin genetik bir hastalığa sahip olup olmadığını belirlemek için gebeliğin 11-20 haftasında gerçekleştirilen araştırmalar ve testlere tabi tutulurlar. Bu testler bazı çiftlerin tedavi durumuna veya süreç yönetimine yardımcı olacak doğum ve iletişim uzmanları hazırlamak için kullanılır. Bazı çiftler ise test sonucunda gebelik sonlandırma işlemini seçebilirler.

Çiftler aynı genetik hastalığı güçlendirici etkiye sahip olabilirler. Bu testler, hamile kalmadan önce seçenekleri göz önünde bulundurma durumu ve hamileliğin yönetimi hakkında daha fazla bilgi edinilmesi açısından aileler için doğru olan seçeneği belirlemeye olanak sağlamaktadır.

0

Uncategorized

Hamilelikte Doğurma Korkusu

Hamilelik sırasında birçok kadını çok endişeli ya da doğurma korkusu hissediyor şekilde bulabilirsiniz. Doğum zamanı yaklaştıkça endişe veya sinirlilik hissi artabilir. Nasıl doğumun olacak, bebeğim ne kadar büyük olacak, doğum ne kadar sürecek, doğum sırasında nasıl davranılır gibi sorular hamile kadınların kafalarını kurcalayan en büyük sorunlardandır. Bunların belirsizliği bazı insanlar için kaygı nedeni olabilir. Bazı kadınlar bunları düşündükçe korkma hissine kapılabiliyorlar. Korkunun, doğumun tehlikeli ya da şiddetli ağrıya neden olma düşüncesi nedeniyle sıkıntılı bir durumdur. Bazen yaşamdan zevk almak gibi olumlu düşünceleriniz ve hayalleriniz korkularınızdan sizi kurtarabilir. Hamile annelerin doğumu % 20 oranında ilk bebekleri olmakta, ve bu da tecrübesizlik düşüncesiyle özellikle hamilelik sırasında korku hissetmeye neden olabiliyor. Kadınların% 13’ü korkuları nedeniyle doğumları gecikmeye uğramaktadır.

Doğum Korkusunun Sebepleri

Kadınlar doğumdan korkuyor olabilirler. Bunun birçok nedeni vardır; Öğrenilmiş korku: Vücuda olan güveni insanı  etkileyebilir. Hamilelik sırasında vücudun değişmesi ve nasıl çalıştıkları, süreleri, dönemleri, cinsiyet, gebelik ve doğum hakkında olumsuz fikirler öğrenilmesi, bunun yanında zor doğum hikayelerinin kolay olanlardan daha fazla anlatılması  gibi düşünce ve nedenler korkunun ana sebeplerini oluşturmaktadır. Travma ve istismar: tecavüz ve çocukluk çağı cinsel istismar faktörleri olabilir. Bu tür doğumlarda, doğum daha travmatik bir deneyim olabilir. Doğum öncesi depresyon: Korku, gebelik sırasında depresyon belirtilerinden biri olabilir.

Doğum Korkusunu Yenmek İçin Ne Yapılabilir?

Eğer endişeli hissediyorsanız: Bu konuda konuşmak: eşiniz veya arkadaşlarınızla doğum hakkında ortak duygularınızı paylaşabilirsiniz.. Pozitif düşünün: Kadın organları doğurmak içindir. Çoğu doğumlar açıktır. Pozitif hikayeleri ile kendinizi dinlendirin. Yaşadığınız başka diğer zorlukları kendinize hatırlatın. Doğum yapabileceğinize inanın. Gerçekleri öğrenin: Doğuma kadar okuyarak kendinizi kontrol edebilirsiniz. Eğer korkulu hissediyorsanız Doğumu yaptıracak doktorunuzu tanıyın. Güvendiğiniz bir Doktor ve ebe desteği fark yaratabilir. Duygularınızı ve merak ettiklerinizi aynı doktorunuza sorun ve onlarla konuşun. Tedaviden memnun değilseniz de ikinci bir görüş alın. Sezaryen doğum düşünüyorsanız; Kadınların sezaryen doğum yapamaması için herhangi bir tıbbi nedeni yoktur. Sezaryen doğum isteyebilirsiniz. Kurallar gereği bir sezaryen talep durumunda doktor ya da ebe sizinle bunun nedenlerini konuşacaktır. İsteğiniz tıbbi nedenlerden dolayı değilse, doktor ya da ebe vajinal doğum ile karşılaştırıldığında sezaryen genel riskleri ve yararları açıklamalıdır. Ayrıca doğru bilgi olduğundan emin olmak için, bu tür doğum uzmanı veya anestezi olarak sağlık ekibinin diğer üyeleri ile konuşmak mümkün olmalıdır.

Diğer yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

0

Uncategorized

Son yıllardaki en popüler doğum konularından biri de suda doğum konusu. Her konuda olduğu gibi suda doğum konusunda da hem faydalı hem de zararlı diyen uzmanlar mevcut.

İlk uygulamaları 1800’lü yıllara dayanan suda doğumun ilk örnekleri Fransa’da görülmüştür. Bir anne adayının doğum öncesi sıcak su dolu küvete girmesiyle ağrılarının azaldığını farketmesiyle ilk uygulamal başlamıştır.

Suda doğumun en büyük faydası, sıcak suyun annenin kan dolaşımını hızlandırıp, kasılmalarını düzene sokmasıdır. Bebek, anne karnında da sıvı dolu ortamda olduğu için bebek için zararı yoktur. Bebeğin doğum sırasında izleyeceği yolun su dolu olması, ortamın nemlenmesi neticesinde annede doğum yırtıkları oluşma olasılığı oldukça düşer ve doğum sonrası anne vücudunda hem fiziksel iz kalmaz hem de çatlaklara bağlı acı/ağrı azalır. Ayrıca annenin su içerisindeki hareketleri daha rahat olacağından kısmen daha az stres hissedecek anne için doğum daha kolay geçer. Ortalama olarak doğum süresini 3-4 saat azalttığı yönünde çalışmalar vardır.

Uygulama kolaylığı yanında suda doğumun uygulanmaması gereken durumlar da mevcuttur. Örneğin:

  • Erken doğumlarda
  • Kilosu 4 kg’nin üzerinde olan bebeklerde
  • İkiz-üçüz gibi çoğul gebeliklerde
  • Bebeğin ters gelmesi durumunda
  • Annenin doğum yolunun enfeksiyonlu olduğu durumlarda

Suda doğumun riskleri, normal doğumdaki risklerle aynı olmakla beraber mutlaka uzman kişilerce yapılmalıdır. Bebeğin uygun şekilde su dışına çıkartılması, göbek kordonunun doğru zamanda doğru şekilde kesilmesi, kanama durumlardındaki doğru müdahalelerin yapılması önemli konulardır.

 

0

Uncategorized

Neden gebelikte glukoz yükleme testine ihtiyaç duyarım?

Gebelik diyabetinin tespiti için birçok doktor, gebeliğin 24 ila 28. Haftaları arasında glukoz yükleme testini (GCT) önermektedir. Her ne kadar 24 ila 28. Haftalar arasında bu test yapılmakta ise de 24. Haftadan önce idrarda glukoz bulunması durumunda, yüksek risk nedeniyle testin daha önce yapılması istenebilir.

Gebelik diyabeti, yüksek kan şekeri ile karakterize olan ve her 100 gebeliğin 2-5’inde görülen, gebelik sırasında en çok görülen problemler arasında yer alır. Herhangi bir semptoma yol açmaması nedeniyle belirlemenin tek yolu da bu testtir.

Birçok tarama testinde olduğu gibi bu test, gebelik diyabetinin teşhisinde tek başına yeterli değildir, ek testler gerekir. Yani test sonucunda kan şekerinin normalden yüksek çıkması direkt olarak diyabet olduğunuz anlamına gelmez. Testi pozitif çıkan her 3 kadından 1’ine diyabet teşhisi konulmaktadır. Kan şekeri normalden yüksek çıkan hamilelere daha uzun süreli ölçümler yapılan Glukoz Tolerans Testi (GTT) yapılmaktadır.

Diyabet teşhisi gebelikten önceki dönemde konulmuş hamileler için bu testin yapılması gereksizdir.

Şeker yükleme testi nasıl yapılır?

50-75 gramlık glukoz, suda karıştırılıp hamileye içirilir. Hazırlanan karışım oldukça tatlı olduğundan zaman zaman içilmesinde zorluk yaşanabilir. Bu işlemden 1 saat sonra kandan şeker ölçümü yapılır.

 

Test beni kötü hissettirir mi?

En çok rastlanılan durum mide bulantısıdır. Testten birkaç saat öncesine birşeylerin yenmesi bu durumu engelleyebilir. Glukoz içildikten sonra kusma durumu oluşursa test, birkaç gün sonrasında tekrarlanır.

 

Anormal glukoz seviyesi nedir?

Doktorlar farklı standartları izleyebilirler. Birçok doktor için 130-200 mg/dl’lik sonuç, gebenin glukoz tolerans testine alınması için gerekli bir aralıktır. 200 mg/dl ve üzeri sonuçlar ise glukoz tolerans testini gerektirmeksizin gebenin diyabet olduğu fikrini verir.

 

Gebelik diyabeti teşhisi konulursa ne olacak?

Bu teşhisi alan gebelerin çoğunda doğumdan hemen sonra, bir kısmında ise doğumdan 6 ila 8 ay sonra diyabet durumu ortadan kalkmaktadır. Doktorunuzla beraber bu durumun bu süreçte izlenmesi faydalı olacaktır.

 

Gebelik diyabeti için risk grubu nedir?

Aşağıdaki durumlar, gebelik diyabeti için daha yüksek riskli durumlardır:

  • 25 yaş veya daha üstü gebelikler
  • Yakın akrabalarında diyabet hastası olanlar
  • Vücut kütle oranı 30 ve üzeri olanlar (Buradan hesaplama aracına ulaşabilirsiniz)
  • Polikistik overyum sendromu olanlar
  • Glukoz intoleransı olanlar
  • Daha önceki gebeliklerinde gebelik diyabeti teşhisi konmuş olanlar

 

Bu maddelerden bir veya birkaçı sahip olunması gebelik diyabetinin kesin olarak yaşanacağı anlamına gelmemektedir.

 

Kaynak

0

Uncategorized

Hamilelikte Diş Sağlığı

Şişmiş, diş eti kanaması, hassas dişler, hamilelikte tam bir ağız sağlığı bakımı önemlidir. Çünkü dişlerinize neden olan sorunlar hamileliğinizin sağlık bir şekilde geçip geçmeyeceğine neden olabilir.

Gebelikte Ağız ve Diş Bakımı

Ağız ve diş sağlığı bakımı Hamilelik döneminde çok önemlidir. Gebelikte kullanılan progesteron ve vücuttaki östrojen diş etlerinin yumuşamasına neden olabilir.Bu da hamile kadınların diş ve diş eti hastalıklarına karşı daha duyarlı olmaya davet etmektedir. Diş etlerinin yumuşaması dişlerde kanamaya neden olabilmektedir. Gebelik sırasında kan akışı artar. Artan kan akışını % 30-50 civarındadır ve bu, pembe yanak oluşumuna neden olur ve aynı zamanda diş eti sorunlara neden olabilir.

Diş bakımı İçin İpuçları

Fırçalama: Hamilelik sırasında kullanılan fırça her zamankinden daha önemlidir ve etkili diş ipi kullanımı oldukça yararlıdır. Günde en az iki kere düzenli olarak ve iyice, yemek yedikten ve ya şekerli atıştırmalıklardan  sonra fırçalayın.

İyi bir diş fırçası nasıl olur? Elektrikli / pil florürlü diş macunu ile fırça kullanma kapsamlı bir temizlik sağlayacaktır. Eğer bütçeniz manuel fırça ile sınırlı ise, yumuşak bir fırça tercih edilmelidir. Günde bir defa ise diş ipi kullanımı da önemlidir. Mini fırça ve macun: Gebelik halindeyken şekerli yiyecek isteği doğabilir. Bunun için çantanızda hazır olarak macun ve mini bir fırça bulundurmanızda yarar var. Çok şekerli yeme ihtiyacı hissettiğinizde ve besin açısından zengin meyve ve sebze tüketmeniz gebeliğiniz için sağlıklı, dengeli beslenme açısından etkili olacaktır. Hamilelik sırasında süt içme, alınması gereken kalsiyum için harika bir yoldur, ama ne yazık ki sonuç olarak tamamen sağlıklı dişlere sahip olacak bebeğinizin gösteren hiçbir kanıt yoktur. Dolgular ve Gebelikte Diş Tedavisi Bir süre diş hekimini ziyaret etmediyseniz, şimdi tam zamanı! Onlar sadece dişlerinizin durumunu değerlendirmeyecek,  aynı zamanda kapsamlı bir temizlik için ve gebelik boyunca uygulayabileceğiniz bazı yararlı ağız sağlığı ipuçları elde edebilmeniz açısından yararlı olacaktır. Hamilelikte, bir ve ya iki dolgu gerekiyorsa, diş hekiminiz en iyi tedavi yolu üzerinde karar verecektir. Civa dolguları hamile kadınlar için sağlık riski gösteren hiçbir kanıt olmamasına rağmen, genellikle (mümkünse) doğum sonrasına kadar kaçınılmasında fayda var.

0

Uncategorized

Şehir yaşamının kirli havası mevsimin de sebze meyve tüketmemek, sezaryenle doğumlar, sigara tiryakiliği, havasız iç mekanlar ve doğadan uzak bir yaşam biçimi. İnsan vücudu tüm bunlara karşı reaksiyon verebilir ve beraberinde de birtakım alerjik hastalıklar ortaya çıkabilir. Anne adaylarının alerjik hastalıklara karşı çok dikkatli olmaları gerekir, hamilelikte allerji önemli bir konudur.

ALERJİ NEDİR?

Bazı maddelerin normal de zararlı olmadıkları halde bazı kişilerde reaksiyon oluşturması durumuna alerji denir. Madde hangi organı etkiliyor ise o organa ait hastalık bulguları ortaya çıkar. Örneğin; üst solunum etkileniyorsa hapşırma geniz akıntısı gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Akciğer etkileniyorsa hastada öksürük ve hırıltı gibi şikayetler gözlemlenir.

ALERJEN NEDİR?

Alerjiye sebep olan maddelere alerjen denir. İnsanlar çevredeki her maddeye karşı alerji olabilir. Çoğu organik kökenli olan alerjenler; her gün karşılaşılan ve temas edilen, yenilen, içilen maddelerdir. Örneğin; yumurta, süt,fındık,fıstık,halik, midye gibi yiyecekler, bazı içecekler, balon, emzik, bulaşık eldivenleri gibi materyaller, kedi,köpek,tavşan gibi hayvanların tüyleri,takıların materyalleri,küfler, polenler,aspirin,penisilin gibi cankurtaran ilaçlar ve böyle daha milyonlarca madde…

NEDEN OLUR?

Alerjilerin oluşmasın da genetik ve çevresel olmak üzere iki etken vardır. Tüketilen gıdalar, hava kirliliği ve kapalı mekanlarda ki iç ortam kirliliği gibi etkiler alerjilere neden olan çevresel faktörlerdir. Tüm dünya da insanlar hayatlarının bazı dönemlerin de alerjenlerden etkilenir. Kentlerdeki nüfusa bağlı olarak hava kirliliğinin artması sanayi toplumuna geçiş ve günlük yaşam da kullanılan malzemelerin niteliği insanlarda alerjik hastalıkları arttıran faktörlerin başın da gelir. Alerjik hastalıklar ülkelerin gelişmişliğiyle doğru orantılı olarak artış gösterir. Çünkü kapalı ortamlardaki yaşam,çevresel faktör ve kimyasal maddelerin günlük yaşama katılması gibi birçok durum kişilerde alerjik reaksiyonları arttırır.

ALERJEN ÇEŞİTLERİ

EV TOZU AKARLARI

En çok karşılaşılan alerji türüdür. Nezle ve astımın en sık nedeni olan ev tozu akarları, sıcak ve nemli ortamlarda kolaylıkla çoğalan, gözle görülemeyecek kadar küçük canlıların vücut proteinleri ve dışkıları alerjenik özelliklere sahiptir. Akarlara duyarlı kişiler de solunum yoluyla bu maddeler vücuda alınarak alerjik reaksiyonlar ortaya çıkar.

POLENLER

Gözle görülemeyecek kadar küçük olan çiçek polenleri, rüzgarlı havanın etkisiyle çok uzaklara taşınır. Bu polenler hassas kişilerde alerjik nezleye yol açar.

MANTAR VEYA KÜF SPORLARI

Evlerde çeşitli bölgeler de hu alerjenler bulunur. Serin, karanlık, nemli ve havalandırılmayan ortamlar mantar ve küf oluşumuna zemin hazırlar. Ev hayvanlarının sebep olduğu alerjenler:Herkes ev hayvanlarını sever, fakat evlerde beslenen evcil hayvanlar birçok insanın sağlığını olumsuz yön de etkiler. Kedi ve köpeklerin salyaları ve tüyleri ev hayvanlarının sebep olduğu alerjenlere örnek verilir. Ayrıca hamam böcekleri ve diğer böcekler de alerjik hastalıklara neden olur.

LATEKS ALERJİSİ

Lateks bir maddedir ve günlük yaşam da kullanılan birçok maddenin içinde bulunur. Bu maddeler şu şekilde sıralanabilir; bulaşık eldiveni,prezervatif,emzik ve bazı tıbbi malzemeler…

İLAÇLAR

Penisilin gibi ilaçlar da alerjendir.

Gebelikte kilo kontrolü konulu yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

0

Uncategorized

Gebelik Sırasındaki Mide Yanması

Hamilelik sırasında mide yanması ya da mide ekşimesini  sık rastlanan problemlerden biridir. Aslına bakarsak gebelikte oluşan mide ekşimesi yaygın bir yan etkidir. Hamilelik sırasında mide yanması acısı bazen gözyaşlarının akmasına bile neden olabilmektedir. Bu yüzden tartışmasız hamile kadınların en büyük sıkıntılarından biri haline geliyor.

Peki Bu Neden Oluyor?

Gebelik sırasında mide ekşimesi herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir, ancak birinci ve üçüncü trimesterde daha çok fark edebilirsiniz. Fakat Birinci trimester mide ekşimesi, ilk 12 hafta içinde hormonal değişiklikler olarak fazla görülür. Hormonlar yüzünden mide ve yemek borusu arasındaki kapakçık normalden daha fazladır ve mide ekşimesi başlar. Üçüncü trimesterde, bu hormonların kombinasyonunda rahim büyüdükçe ve bebek geliştikçe, mide de dahil olmak üzere karın içinde tüm diğer organlar genişler. Mide ezilmiş gibi hissedilir ve midedeki o asitler yukarı hareket ederek mide ekşimesine neden olur.

Bunu Nasıl Düzeltebilirim?

Yemek zamanlamanızı iyi belirleyin. En azından yatmadan bir kaç saat önce ya da şekerleme yapmadan önce beslenme planınızı iyi ayarlayın. Sizin için yer çekiminin çalışmasına izin verin. Yani eğer dik kalır veya uyku sırasında sabit bir yere dayanırsanız, mide asitlerinin yükselme olasılığı daha düşüktür. Diyet planınıza bir göz atın. Narenciye veya diğer asidik gıdalar açısından yüksek değerli ve size problem teşkil edebilecek gıdalar tüketmeniz mide ekşimesine ve mide yanmasına neden olabilir. Mümkün olduğunca uzak durun ya da en azından bu gıdaları  tüketmeyi çok istiyorsanız aşırıya kaçmadan onları yemeniz tavsiye edilmektedir. Yemeklerinizi yavaş yavaş yiyin. Gün boyunca küçük parçalar halinde az az yemek, sizi daha az rahatsız edecektir. Sıvı tüketiminizi takip edin. Yemekle beraber ya da yemekten önce içmeyi deneyin ve içtiğiniz miktarı kontrol altına alarak bir yere not edin. Bu mide asidinizi dengelemenize de yardımcı olacaktır.Bunun yanında sıvı takviyesine ilave olarak süt veya ayran da içmenizde yarar var. Her kadın farklıdır ve bir başkası için kullanılan yöntem sizin için işe yaramıyor olabilir. Açık olun ve mide ekşimesi konusunda doktorunuz ile iletişim kurun. Doktorunuz size en güvenilir yöntem ve tavsiyeleri gösterecektir hatta size mide ekşimenizi kontrol altında tutmak için bir reçete dahi yazacaktır.

Hamilelikte beslenme ile ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

0

Uncategorized
Hamilelik döneminde egzersiz yapılması hem doğumu kolaylaştıracağı gibi hem de hamilelik döneminde annenin daha sağlıklı ve zinde olmasını sağlayacaktır. Hamilelik döneminde yapılan egzersiz annenin kilosunu korumada, kaslarının düzenli çalışıp esneklik kazanmasında, dolaşım ve sindirim başta olmak üzere vücuttaki sistemlerin düzgün çalışmasına yardımcı olurken, bel ve sırt ağrılarının azalmasında rol oynar.

Anne spora başlamadan önce mutlaka uzman bir hekim ile görüşmelidir. Her hamileliğin farklı olduğu unutulmamalıdır. Doktorun değerlendirmesi ve olurundan sonra hamilelik dönemine göre uygun spor yapılmalıdır.

Hamilelik döneminde egzersiz yapılırken unutulmaması gereken en önemli konulardan birisi annenin aşırı efor sarfetmemesidir. Anne için en kolay spor yürüyüştür. Annenin kendisini yormadan yapacağı ve 30 dakikayı geçmeyen yürüyüşler uzmanlar tarafından önerilmektedir. Hamilelik döneminde yüzme sporu da genel olarak önerilmekle beraber, kullanılan havuz suyunun sağlıklı olması çok önemlidir.

Doğumu kolaylaştırması açısından gevşeme ve nefes egzersizleri önemlidir. Yine uzman bir doktorun yönlendirmesi ile doğru hareketleri yapabilirsiniz. Hamilelik döneminde yapılan pilates ve yoganın da doğumu kolaylaştırdığı belirtilmektedir.
0

PREVIOUS POSTSPage 1 of 6NO NEW POSTS